TAHLiL SONUçları
Tahlil yardım
Pestisit analizleri
Su analizleri
gıda kontrolleri
kamu spotları

  ACİL: 112
  KAN TAHLİLLERİ
  Lefkoşa B.N.H: 228 5441 - 223 4789
  Mağusa Devlet Hastanesi: 364 8520
  Girne Dr. Akçiçek Hastanesi: 815 5097



   yasalar   irtibat   ilkyardım   diş sağlığı   çevre    hekimlerimiz    eczaneler    bize ulaşın    ara    linkler

 
Çevre ve Sağlık
 
     
     
     

DÜNYANIN ÇEVRESEL SORUNLARI

Ozon Tabakasının İncelmesi
Yer seviyesinde fotokimyasal bir oksitleyici olarak oluşan zararlı ozonun aksine (troposferik ozon), yer yüzeyinden 25-40 km yukarıda stratosferdeki ozon hayat için zararlı olan güneşin kısa-dalga boylu morötesi (UV) radyasyonunu emen ve engelleyen doğal bir filtredir.

Ozon stratosferde moleküler oksijenden oluşma ve morötesi radyasyonla bozunma işlemleri arasında denge içindedir. Hidrojen, azot ve klor oksitleri gibi reaktif kimyasalların stratosferde bulunması ozon bozunmasını hızlandırıp, doğal dengeyi sekteye uğratarak ozon miktarında net bir azalmaya neden olabilir. Bu kimyasallar stratosferden uzaklaştırılmadan önce birçok ozon-bozma reaksiyonuna girebilirler.

1974`de insan yapımı CFC` lerin aşağı atmosferde hareketsiz iken, yıllarca kalabileceği stratosfere gidebileceği bulunmuştur. Bunlar stratosferde morötesi radyasyonla parçalanarak stratosferik ozon tabakasına saldıran atomik kloru açığa çıkarmaktadır. Bu daha sonra daha fazla stratosferik ozonu parçalayan atomik kloru tekrar oluşturan diğer bir reaksiyona yol açar. Bu zincirleme reaksiyon her bir klor atomu için 100 000 ozon molekülünün bozunmasına neden olabilir.

CFC`ler aerosol spreylerde itici ve çözücü, soğutma ve klima ekipmanında akışkan; plastik sünger üretiminde köpük-şişirme ajanı; esas olarak elektronik sanayinde çözücü olarak kullanılmaktadır. 1980`lerdeki çalışmalar bromür emisyonlarının da stratosferik ozonda ciddi düşüşlere yol açabileceğini göstermiştir. Bromoflorokarbonlar (halon 1211 ve 1301) yaygın olarak yangın söndürmede, metil bromür de fumigant olarak kullanılmaktadır.

Stratosferdeki klor konsantrasyonu temel olarak CFC`ler, karbon tetraklorür ve metil kloroformun antropojenik kaynakları tarafından belirlenmektedir. Metil klorür atmosferde bulunan tek doğal organik klor bileşiğidir. Metil klorürden dolayı olan atmosferdeki klor konsantrasyonu belkide 1900`lerden bu yana değişmeden kalmıştır. Atmosfere yapılan başlıca klor ilaveleri esas olarak 1970`den bu yana ve antropojenik kaynaklara bağlı olarak gerçekleşmiştir. Şu anda atmosferdeki organik klor bileşiklerine bağlı olarak bulunan toplam klor, 20 yılda 2.6 katlık bir artışla 4 ppbv`ye yaklaşmaktadır.

UV-B radyasyonunun insan, hayvan, bitki ve materyaller üzerinde çok fazla etkisi olduğu bilinmektedir:

• • • UV-B radyasyonuna maruz kalma; vücut bağışıklık sistemini baskılayarak zona, leşmaniasis, sıtma gibi bulaşıcı hastalıkların oluşum ve şiddetinde artışa yol açabilecek ve muhtemelen aşılama programlarının etkinliğini azaltabilecektir. Artan UV-B radyasyonu gözlerde artan zarara, özellikle kataraktlara ve non-melonama tipi deri kanseri vakasında artışa yol açabilir.

• • • Bitkilerin UV-B`ye hassaslıkları farklılık göstermektedir. Fıstık ve buğday gibi bazı ürün türleri UV-B`ye karşı oldukça dayanıklı iken, marul, domates, soya fasulyesi ve pamuk gibi bazıları hassastır. UV-B radyasyonu şu anda zaten akut kıtlıklardan şikayetçi olan bölgelerdeki gıda üretimini ciddi biçimde etkileyerek, bazı bitkilerin yeniden üretim kapasitesinin ve hasatı yapılan ürünlerin kalitesini değiştirir.

• • • Artan UV-B radyasyonu başta fotoplankton, zooplankton, larval bitler ve küçük?? balıklar gibi küçük organizmalar olmak üzere su organizmaları üzerinde olumsuz etkiye sahiptir. Bu küçük organizmaların bir çoğu deniz besin zincirinin tabanında olduğundan artan UV-B`ye maruz kalma balıkçılık verimi üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olabilir.

Sera Etkisi ve İklim Değişikliği
Doğal devri içinde CO2 atmosfere; bitkisel ayrışma ve metan gazının atmosferik oksidasyonu sonucunda girer, fotosentez ve su kütlelerinde (deniz ve okyanuslar) çözünme yoluyla uzaklaştırılır.

CO2 kısa dalga boyundaki radyasyonun atmosferdeki geçişine izin verirken, yeryüzünden gelen uzun dalga boylu kızıl-ötesi ışınları absorbe eder. CO2, metan, su buharı ve diğer sera gazları bu ısı radyasyonunun bir bölümünü tutarak, gezegenimizi yaşam için gerekli sıcaklıkta tutar.

Bu doğal ısınma, insan faaliyetleri sonucunda kontrol dışına çıkmıştır. Fosil yakıtların yakılması ve ormanların tahribi sonucunda CO2`in atmosferdeki konsantrasyonları sanayi devrimi öncesi döneme oranla %25 daha yüksektir ve her yıl %0.5 oranında artmaktadır. Diğer sera gazları konsantrasyonu her yıl %1 artan metan, %0.3 artan NO ve kloroflorokarbonlardır.

Bu gazların emisyonlarını azaltmak üzere hiç bir tedbir alınmazsa, yeryüzü 10 yılda 0.3 C° ısınabilecektir. Bu gelecek yüzyılda 2-5 C° `lik (en iyi tahminle 3C° ) bir sıcaklık artışı demektir. Sıcaklık ve yağışlardaki değişikliklerin sonucunda, iklim bölgeleri tarıma ve ekosistemlere zarar verecek biçimde kutuplara doğru yüzlerce kilometre hareket edebilir, besin üretimi ekvator ve tropik bölgelerde ciddi biçimde düşebilir ve kutupların yakınlarında mevsimler uzayabilir. Flora ve fauna çok daha uygun bir iklimde gelişebilir veya daha az dost bir bölgede yok olarak, mevcut ekosistemlerin yapısı değişebilir.

Küresel ısınma, deniz seviyesinin yükselmesine neden olarak, okyanus sirkülasyonu ve deniz ekosistemlerini değiştirebilecektir. 2030 yılına kadar deniz seviyesinde 20 cm, 2100`e kadar da 65 cm`lik yükselme beklenmekte olup, deniz seviyesinde olan adalar ile kıyı alanlarının sular altında kalacağı, tarım alanlarının yok olarak su kaynaklarının kirlenebileceği ve birçok insanın evsiz kalacağı tahmin edilmektedir.

Sınırlarötesi Hava Kirliliği ve Asit Birikimi
İnsan faaliyetleri sonucu atmosfere verilen bütün maddeler orada kısa veya uzun süre kalarak, gaz fazındaki ve partikül maddeler kimyasal dönüşüm ve yeryüzünde birikme ile atmosferden uzaklaştırılır. Bu uzaklaştırma kimyasal reaksiyonlar ve/veya biyolojik alımı takip eden fiziksel veya yüzeyde adsorpsiyon yoluyla yani kuru birikimle veya bulut ve yağmur suyu ile belirlenen ve yaş birikim olarak adlandırılan yolla gerçekleşir.

Hem asit yağmurları( pH`sı 5.5`den düşük yağmurlar) kar, sis ve buluttaki buharlarla ortaya çıkan yaş birikim , hem de asidik partiküller ve aerosollerin yol açtığı kuru birikim, fosil yakıtların yakılması sonucunda büyük oranlarda SO2 ve NOx çıkmasından kaynaklanır. Katı yakıt yakan termik santraller, cevher işleme tesisleri, endüstriyel kazanlar gibi sabit kaynaklar, insan kaynaklı SO2 emisyonlarının hemen hemen tamamını, NOx emisyonlarının da %35`ini oluşturur. Yüksek bacalar, bu gazları sülfat ve azot partiküllerine dönüştürerek rüzgarla dağıtılabildikleri atmosferin yüksek katmanlarına vermektedir. Kuru birikim genellikle kaynağın yakınlarında gerçekleşmekle beraber, bunlar birikmeden önce 1000 km uzağa kadar taşınabilmektedir. Bu taşınım sırasında bileşikler bir dizi kimyasal reaksiyon gerçekleştirerek SO2, sülfonoz asit veya sülfürik asit, NOx`lar ise nitrik asidi oluşturmakta, bunlar yağmurla yer yüzeyine ulaşmaktadır.

Asit birikimi hem kara hem de deniz ekosistemlerinde ciddi etkilere yol açmaktadır. Zamanla toprağın asidi dengeleme gücü kaybolur, toprak ve yüzey suları asitleşir ve burada yaşayan canlıların kimyasal ve biyolojik prosesleri sekteye uğrar, ve buradaki canlılar ölebilir. Asitlerin sis ve bulut buharında oluşmaları, bitki yapraklarına asit yağmurlarından 10 kat daha fazla zarar vermektedir.

 
(www.saglikvakfi.org.tr)