TAHLiL SONUçları
Tahlil yardım
Pestisit analizleri
Su analizleri
gıda kontrolleri
kamu spotları

  ACİL: 112
  KAN TAHLİLLERİ
  Lefkoşa B.N.H: 228 5441 - 223 4789
  Mağusa Devlet Hastanesi: 364 8520
  Girne Dr. Akçiçek Hastanesi: 815 5097



   yasalar   irtibat   ilkyardım   diş sağlığı   çevre    hekimlerimiz    eczaneler    bize ulaşın    ara    linkler

 
Çevre ve Sağlık
 
     
     
     

ÇEVRE KORUMASININ İNSANIN DOĞAL YAŞAMINA ETKİSİ

GİRİŞ: ÇEVRE SAĞLIĞINA EKOLOJİK YAKLAŞIM NEDİR?
Endüstrileşmiş dünya ve endüstriyel ürünlere dayalı yaşam biçimi çok boyutlu bir sorunlar yumağıyla sarılıdır. Çevre sorunları olarak adlandırılan pek çok endüstriyel yan etki bir yandan uygarlığın sürdürülebilmesini güçleştiren küresel çapta sorunlar halinde ortaya çıkarken, öte yandan bu sorunları oluşturan bileşenler doğanın ekolojik işleyişini ve insan sağlığını değişik düzeylerde etkiler.

İnsan sağlığını olumsuz olarak etkileyen çevresel sorunların bütününe çevre sağlığı sorunları adını veriyoruz. 20. yüzyılın hızlı gelişen sağlık alanlarından biri olan çevre sağlığının genel yaklaşım, çevre sağlığı sorunlarının oluşumunu önlemek ve varolan sorunları ortadan kaldırmak, başarılı olunamayan yada olunamayacak noktalarda da etkisini azaltmak yönündedir. Sağlıklı toplum tanımlarında çoğunlukla temiz çevresel koşullar ana bileşenlerden biri olarak yer alır; bu durum çevre sağlığını tıbbın ve halk sağlığının en önemli alanlarından biri haline getirmiştir.
Ne var ki çevre sağlığı sorunlarına yaklaşım çoğunlukla probleme yöneliktir. Oluşan bir sorunun çözümü çoğunlukla teknik yanlarıyla ve insan sağlığı merkezli ele alınır. Bu durum, tıp uygulamaları genelinde doğru gibi görünse de, sorunların temel çıkış noktaları atlandığı zaman uzun erimde başarılı olunamaz.
Ekoloji bilimi doğanın işleyişini açıklamaya yarar. İnsan da bu doğal işleyişin bir parçası ise ekolojinin kurallarına tabi demektir. Oysa geleneksel çevre sağlığı anlayışı her zaman ekolojiyi bir bilimsel temel olarak ele almaz. Çevre sağlığının temel amacı insanın endüstriyel ve/veya kentli yaşam biçimini baz alarak, bu yaşam biçiminin ekolojik kurallarla bağdaşmasa da sürdürülmesi olduğu için, kullandığı yöntem ekolojik olmak durumunda değildir. Sonuç olarak da önerilen çözümler, hatta ilgilenilen sorunlar bile çoğu zaman kısıtlı ve geçici nitelikte olmaktadır.

EKOLOJİ TANIMLARI VE YASALARI
Ekoloji, insan ve diğer canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim olarak tanımlanır.
Aldo Leopold’un tanımına göre (1939) “çevre bilimleri ile çevre yönetiminin kesişme noktası ekolojidir.”
Ekolojide tüm kavramlar sistem kavramı çevresinde kurulur. Sistem birbiriyle etkileşim içinde bulunan bağımlı parçaların oluşturduğu bir bütündür. Sistemi oluşturan ögeler ve ögeler arasındaki ilişkiler sistem düşüncesinde eşit ölçüde önemlidir.

Ekolojik sistemlerin bütünlük ve sağlığının tanımlanması için bazı önermelerden söz edilebilir:
Dinamizm Önermesi: Doğa nesnelerin toplamından çok süreçlerin daha derinde oluşturdukları bir bütündür; her şey değişim halindedir.

İlişkililik Önermesi: Tüm süreçler tüm diğer süreçlerle ilişkilidir.
Hiyerarşi Önermesi: Süreçler eşit ilişki içinde değillerdir, fakat organize oldukları zamansal ve uzamsal skalada farklılaşan ‘sistem içinde sistemler’ şeklinde katmanlaşmışlardır.
Yaratıcılık Önermesi: Doğanın süreçleri kendi kendine organize olur ve tüm diğer yaratıcılık biçimleri onlara bağlıdır. Bu yaratıcılığın aracı tekrarlama ve duplikasyon yoluyla organizasyonun karmaşıklığını oluşturan sistemlere doğru akan enerjidir.
Ayrımlayıcı Kırılganlık Önermesi: İnsan etkinlikleriyle şekillenen ekolojik sistemler, yaratıcı süreçlerinde insan etkenli bozulmaları absorbe ettikleri ve dengeledikleri yöne doğru değişirler.

Bir ekolojik sistem bütünlüğünü sürdürür, eğer;
1. Sistem toplam çeşitliliğini yitirmezse,
2. Karmaşıklık başta olmak üzere, çeşitliliği sağlayan sistematik organizasyonu yitirmezse.
James Lovelock’un Gaia teorisinde biyosfer sistematik organizasyon düzeylerine sahip bir organizma olarak görülür. Ekolojide bütünsel yaklaşım temel öneme sahiptir. Sorunlar parçalarına ayrılarak, indirgemeci yöntemle anlaşılabilir, ama çözmek için tüm ilişkilere sistem yaklaşımıyla bir bütün olarak bakmak gerekir.

Ekolojinin Yasaları (Commoner, 1971)
Ekolojinin Birinci Yasası: Her şey diğer her şeyle bağlantılıdır. Ekolojik ağda bir noktadaki küçük bir bozulma, uzak bir noktada geç bir dönemde çok büyük etkilerle kendini gösterebilir.
Ekolojinin İkinci Yasası: Her şey bir yerlere gitmek zorundadır. Doğada atık yoktur. Her şey taşınır, dönüşür, bir döngüde yerini alır.
Ekolojinin Üçüncü Yasası: Doğa en iyisini bilir. Doğa üzerinde insan eliyle yapılan her türlü majör müdahale doğa için eninde sonunda yıkıcı olabilir.
Ekolojinin Dördüncü Yasası: Bedava öğle yemeği diye bir şey yoktur. Her kazanımın bir maliyeti vardır. Bedel ödemekten kaçınılamaz, ancak geciktirilebilir. “

EKOSİSTEM SAĞLIĞI – KAVRAM VE ÖNEMİ
Ekosistemler değişik türde organizmaların ve onların çevresindeki cansız doğanın bir araya gelerek oluşturdukları işlevsel bir bütündür (Şekil 1). Ekosistem kavramında asıl vurgu sistem sözcüğü üzerindedir. Ekolojideki bütün birimlerin sistem niteliğine sahip oldukları, yani birbirleriyle sayısız ve çok yönlü etkileşim içinde bulunan bağımlı parçaların oluşturduğu bir bütün olduğu unutulmamalıdır.

Ekosistemler en geniş tanımıyla “sınırları belli bir bölge içinde yaşayan üreticiler, tüketiciler, ayrıştırıcılar ve onların cansız çevrelerinden oluşan; enerji akımı, mineral döngüleri ve populasyon denetim işlevlerini kapsayan birimlerdir”.

Tüm ekosistemlerde canlı ve cansız ögeler üç temel işlevle birbirine bağlanırlar:
1- Enerji akımı
2- Kimyasal madde döngüleri
3- Populasyon denetimleri
Kent ekosistemleri gibi girdi-çıktı dengesi yönünden ürettiğinden çok daha fazla besin tüketen ekosistemlere heterotrofik ekosistemler denir. Bu tür ekosistemler bütünüyle “bağımlı” sistemlerdir.
Bir ekolojik sistem stabil ve sürdürülebilir olduğunda ve eğer zaman içinde dış ve iç streslere direnç gösterip özerkliğini ve organizasyonunu sürdürüp aktif kalabiliyorsa sağlıklı demektir. Bu tanımda anahtar kavram sürdürülebilirlik, yani zaman içinde işlev ve yapının korunabilmesidir.
Bu tanım kullanılarak hasta bir sistemin, sürdürülemeyen, varoluşu ortadan kalkacak olan bir sistem olduğu görülebilir. Sistemi kolapsa götüren sistem bozukluklarına “distress sendromu” adı verilebilir.

Tıp ve ekosistem sağlığı:
Tıpta sağlık değerlendirmeleri aşağıdaki bilindik sırayı izler:
1. Semptomların tanımlanması
2. Yaşamsal işaretlerin ölçümü ve tanımlanması.
3. Ön tanı konması
4. Çeşitli testlerle tanının verifiye edilmesi
5. Prognozun belirlenmesi
6. Tedavinin düzenlenmesi

Bu sağlık modeli ekosistemlere de uygulanabilir. Ancak ekolojistler bilinen hastalık ve distreslerin bilinen belirti ve işaretlerine her zaman sahip değillerdir. Kesin tanı ve belirgin tedaviye yönelik net sınıflandırmalar yapmak mümkün değilse de ekosistemlerdeki bazı etki ve semptomlar sınıflanmıştır.

Ekosistem hastalıklarının semptomlarını belirlemek ve her bir olay için bir tedavi şeması gerçekleştirmek zor olsa da bazı modelleme çalışmaları yapılabilir. İnsani etkilerin modelleme çalışmaları ekosistemlerin çeşitli etkilere verecekleri tahmin etmemizde yardımcı olabilir.

Ekosistem sağlığının kavramsal tanımları şu şekilde özetlenebilir:
1 Homeostasis olarak sağlık
2 Hastalık yokluğu olarak sağlık
3 Çeşitlilik ve karmaşıklık olarak sağlık
4 Stabilite yada esneklik (resillience) olarak sağlık
5 Dinçlik yada gelişebilme yeteneği olarak sağlık
6 Sistem bileşenleri arasındaki denge olarak sağlık

Homeostasis: Canlı organizmalarda feedback kontrol mekanizmaları kullanılarak kararlı denge durumunun sürdürülmesi.
Kararlılık (stability): Bir sistem yalnız ve yalnız tüm değişimler belirli bir bozulmanın ardından başlangıçtaki denge durumuna dönerse kararlıdır denebilir.
Sürdürülebilir (sustainable): Bir sistemin yapı ve işlevini sınırsız olarak sürdürme yeteneği. Tüm olgun - karmaşık (climax) ekosistemler sürdürülebilirdir, ancak kararlı olmayabilir.
Esneklik (resillience): Bir sistemin bir kargaşa durumuyla karşı karşıya geldiğinde davranış biçimlerini ve yapısını sürdürebilme yeteneği.

Bu kavramların her biri bulmacanın parçaları gibi birbirini tamamlar, ancak hiçbiri bizim amacımızı yeterince yansıtmaz. Aldo Leopold doğal sistemlerde sevmek zorunda olduğumuz içsel bir iyilik olduğunu (“bir dağ gibi düşünmek”) ve ancak biotik topluma saygı gösterildiği sürece doğanın bir kaynak olarak kullanılabileceğini savunur (“biotik toplumun yurttaşı olmak”).

Ekosistem sağlığı kavramının çevre sağlığı yöntemi için önemi:
Ekosistem sağlığı kavramı çevre sağlığına ekolojik yaklaşım için anahtar öneme sahiptir. Her ne kadar ekolojistler insansız ekosistemlerin (göller, ormanlar, tundralar vb.) sağlığını saptamak, değerlendirmek ve tedavi yöntemlerine karar vermek için geliştirmiş olsalar da, insan sağlığını etkileyen çevre sorunlarına yaklaşımda da bu yöntemin temel unsurları önem taşır:
1- Bunların başında ekosistemde yer alan bireyin sağlığını ekosistemdeki diğer bireylerden (diğer türler yada aynı türün diğer bireyleri) ayrı görmeyen bütüncül yaklaşım gelir. Bu yaklaşımın önemi insanı ve yaşadığı çevreyi bütüncül bir sistem olarak görmesidir, yoksa tek taraflı kaynak akışıyla tanımlanan bir üretim bandı değil. İnsan sağlığı içinde yaşadığı ekosistemin toplam sağlığını tehlikeye atan yöntemlerle korunamaz.
2- Denge ve kararlılığın vurgulanması önemlidir. Denge ancak etkileşimin ve sistemin olduğu yerde söz konusudur. Bu yaklaşım insanı çevresindeki doğadan ayrı gören bir anlayışla taban tabana zıttır. Dengenin insan ‘lehine’ bozulduğu kentsel çevrede ortadan kalkan kararlılık ancak daha da yapay önlemler alınarak korunmaya çalışılır. Daha fazla sentetik doğa ise daha büyük çevre sorunlarına ve insan sağlığına yönelik yeni ve bilinmeyen tehditlere neden olur.
3- Çeşitlilik ve karmaşıklığa atfedilen önem çevre sağlığı yaklaşımında her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Ekosistemin çeşitliliğini ortadan kaldırarak, genetik havuzu ortadan kaldırarak, tür saflaştırılması yoluyla daha sağlıklı bir çevre yaratılmaz. Bataklıkların kurutulması, büyük ekosistemleri sular altında bırakarak yok eden barajların yapılması yada genetik değiştirilmiş tohumlarla mono kültür tarımı yapılması gibi örnekler çeşitliliğin ortadan kaldırılmasının ekosistem ve insan sağlığına yapacağı olumsuz etkiler açısından ele alınabilir.
4- Esneklik insan organizmasını incelerken de gördüğümüz, çok iyi bildiğimiz bir özelliktir. Organizma dış uyaranlara karşı bir noktaya kadar uyum sağlama, yanıt üretme ve kendini savunma yeteneğine sahiptir. Aynı şey bir üst karmaşıklık düzeyindeki ekosistemler, hatta en üst karmaşıklık düzeyindeki biyosfer ve ekosfer için de geçerlidir. Hatta Gaia teorisi ekosferin sonsuz bir esnekliğe sahip olduğunu öne sürer. Ekosistem sağlığı için olduğu kadar insan sağlığı için de önemli olan bu esneklik kapasitesini zorlayacak düzeyde bir dış etkinin ortaya çıkmamasıdır. Gen havuzunun daralması anlamına da gelen çeşitliliğin azalması da esnekliği, yani uyum kapasitesini azaltır.
5- Sürdürülebilirlik belki de tüm ekolojiyi özetleyen bir kavram olarak görülebilir. Doğanın, ekosistemin bütününden en küçük canlının yaşamına kadar sürdürülebilir olması hedeflenmelidir.


EKOLOJİDE ENERJİ
Enerjinin tanımı ve ekolojide önemi:
Enerji basit olarak, iş yapabilme kapasitesi yada yeteneği olarak tanımlanabilir. Canlı-cansız herhangi bir maddenin bir noktadan bir başka noktaya hareketi yada fiziksel, kimyasal olarak bir şekilden başka bir şekle dönüşmesi bir iştir ve enerji kullanımını gerektirir.

Örneğin hava katmanlarının yer değiştirmesi, hayvanların hareketi, suyun buharlaşması, bitkilerin topraktan besleyici tuzlar almaları, hücre içinde bir maddenin sentezlenmesi vb. hep enerji gerektiren işlerdir. Doğada enerji mekanik, kimyasal, elektrik, nükleer, ısı ve ışık gibi değişik şekillerde bulunur. Canlılar için en önemli enerji şekilleri ısı, ışık, mekanik ve kimyasal enerjilerdir. Bütün işler enerjinin bir türden bir başka türe çevrilmesi ile olur. Örneğin bir hayvanın yürümesi vücudundaki kimyasal enerjinin (besinlerden) mekanik enerjiye (hareket) çevrilmesi ile olur. Dönüşülen en son şekil ısı enerjisidir. Heterotroflar için primer enerji kaynağı besinler, ototroflar için ise fotosentez için gereken ışık ve dolaylı güneş enerjileridir. İnsan toplumları ek olarak yakıtlardan sağlanan büyük miktarlarda konsantre enerji kullanırlar. Ekoloji bilimi açısından temel enerji kaynağı güneştir. Fosil yakıtlar dahil, rüzgar, hidroelektrik, biyogaz, alkol, deniz termik, dalga gibi tüm enerji kaynakları, güneş enerjisinin türevleridir. Fosil yakıtlar yenilemez niteliktedir. Güneş enerjisinin kendisi ve fosil yakıtlar dışındaki türevleri yenilenebilir niteliğe sahiptir.

Güneş Enerjisi (Solar Enerji):
Ekosferin yaşayan sistemler halinde kalabilmesini sağlayan enerji güneşten gelir. Bu enerji güneşin merkezinde süren nükleer reaksiyonlar sonucunda oluşmaktadır. Merkezdeki hidrojen atomları yüksek ısı etkisiyle birleşerek helyuma dönüşürler, bu işlem sırasında çevreye elektromanyetik dalgalar halinde yüksek enerji yayılır. Güneşten yayılan elektromanyetik dalgaların 1/50.000.000’u dünyaya ulaşır.
Elektromanyetik radyasyon spektrumunun 0,1 ve 10 mikrometre arasında kalan orta kısmı solar radyasyondur. Solar radyasyon görünen ışık ve iki görünmez bileşen - ultraviyole ve infraruj- içerir. Uzun dalga boylu kızılötesi (infraruj) radyasyon güneş enerjisinin “ısıtıcı” kısmıdır. Görülebilir ışık sadece görmemizi sağlamaz, aynı zamanda fotosentezde kullanılır. Morötesi (ultraviyole) ışığın çoğu (%99) ise atmosferin üst katmanlarındaki (yerden 20-50 km. yüksekte) ozon tabakası tarafından tutulur. Organize yaşamın ortaya çıkabilmesi de zaten oksijenin ve ozonun oluşması ve atmosfere giren morötesi ışınların ozon tabakası tarafından tutulması sayesindedir. Çünkü 0,3 mikrometre’den kısa dalga boylu ve çok yüksek enerjiye sahip morötesi ışınlar büyük organik moleküllerin kimyasal bağlarını kırabilecek güçte olduklarından protoplazma için öldürücü niteliktedirler. Normal, temiz bir günde yeryüzüne ulaşan radyan enerjinin yaklaşık olarak %10’u ultraviyole, %45’i görünen ışık ve %45’i infrarujdur. Fotosentezde en çok yararlanılan ışıklar mavi ve kırmızı dalga boylarıdır.

Atmosferin ısı dengesi:
Yeryüzüne gelen ışınların büyük bir kısmı yüzeyden yansır. Kısa dalga güneş enerjisi, yani ışık, yeryüzüne çarpınca uzun dalga ısı enerjisine dönüşür. Bu ısı enerjisinin bir kısmı atmosferdeki karbondioksit tarafından emilerek yeryüzüne geri döner. Sera etkisinin temeli budur. Bitkiler de infraruj ışınlara yakın ışınları yansıtarak öldürücü sıcaklıklardan sakınırlar yansıtılır.

SONUÇ: EKOLOJİ İLKELERİ ÇEVRE SAĞLIĞI YÖNTEMİNİ NASIL ETKİLER?
Çevre sağlığının bilimsel temeli ekolojidir. Çevre bilimleri çok disiplinli, etkileşimli ve bütüncül yaklaşıma sahip olmak durumundadır. Çevre sorunlarının çözümünde bilimsel ekolojiden başlayarak çevre etiğine, ekoloji felsefelerine, çevre hukukuna, çevre mevzuatına, yönetime, tıbba, mühendisliğe kadar çok farklı disiplinler yan yana durmak zorundadır. Öte yandan bir sağlıkçının çevre sağlığı sorunlarını kavraması ekolojinin temellerini, dolayısıyla;

? sistem yaklaşımını,
? ekosistem sağlığı ilkelerini,
? bütünsel bakışı
? sürdürülebilirliği,
? esnekliği,
? enerji akışlarını
? madde döngülerini
? popülasyon dinamiklerini
? denge ve kararlılığın önemini ve
? çeşitliliğin güzelliğini özümsemesi gerekir.

‘Ekolojik’ çevre sağlığı bataklıkları kurutmak, fabrikaların kimyasal atıklarıyla kirlenmiş su kaynaklarından gelen suyu klorlamak, tüm sorunları nüfus artışına bağlamak, çevre sağlığı yöntemlerini ekonomik kalkınmanın aracına dönüştürmek, sadece laboratuarda ölçüm yapmak, karar mekanizmalarına müdahale etmeden sadece çevre eğitimi vermek, ya da gözle görünen hasarları azaltmaya çalışmak değildir.
Ekolojik yaklaşım her şeyden önce aydınlıkta olmayan noktalara fener tutmayı ve aramayı gerektirir. Aradığınız şey genellikle ışığın altında değildir çünkü.
Çevre sağlığına ekolojik yaklaşımın ekoloji biliminin de ötesinde etik, felsefi ve politik tartışmaları izlemekle mümkün olduğunu da unutmamak gerekiyor.

 
(www.saglikvakfi.org.tr)